GNU/Linux Yaz Kampı – İlk Denemem

Linux Yaz Kampı 2017, bu sene de Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde yapıldı. Benim açımdan efsane geçti. Epic experience event oldu. Bağımlılık yarattı.

Linux Yaz Kampı 2017

Kampa ilk kez katılan biri olarak aşırı fazla aidiyet hissettim. Normaldir. Sektör size “Aylarını harca. Kıytırık bir yazılımın kıytırık bir ucunu öğren. Bizim şirket dışında başka hiçbir yerde işine yaramayacak bu bilgiyle işe başvur.” der ve sizi almaz. Özgür Yazılım Topluluğu’na yanaşmaya çalıştığınızda ise “Kardeşim hoş geldin.” derler. Masaya Niğde Gazozu, filtre kahve falan gelir. Öyle.

Kamp Nedir, Ne Değildir

Arkadaşlar bunu anlatmak bana düşmüyor. Kampın web sitesinde her şey açıkça anlatılmış. Yine de bir şekilde kıyıda köşede kalan düşünceleri defetmek adına önemli gördüğüm bazı noktaları belirtmek isterim.

  • Kamp 15 gün sürüyor. Siz bu 15 günlük sürede Python, Java, PHP, GNU/Linux uzmanı falan olmayacaksınız. Kursu bitirir bitirmez burada öğrendiklerinizle pat diye iş bulamayacaksınız. Zaten kimse böyle bir şey vaat etmedi. Öte yandan bu kampta edineceğiniz sosyal çevre, size gerçekten iş güç bulabilir. Yardımcı olabilir. Tecrübeyle sabittir.
  • “O kadar yol geldik adam gibi iş yapsınlar” gibi düşünceleriniz varsa, gelmeyin. Gönüllülük esasına dayalı bir organizasyon bu. “Para harcadık biz yaa” diyerek ortalığı birbirine katabileceğiniz bir ortam değil. Zaten onu da hiçbir yerde yapmayın. Sakin olun.
  • Bu kampta alacağınız dersler, sıradan bir eğitim kurumundaki dersler gibi değildir. Konu oradan oraya atlayabilir, ders planında değişiklikler olabilir. Eğitmen “Aaa durun durun tamam şunu anlatayım bu daha güzel.” diyebilir. Öyle diyorsa bir bildiği vardır. Emin olun. Alabileceğiniz kadar bilgi ve tecrübe alın. Ek olarak; soru sormak, derse katılmak gibi aktivitelerimizin köreltildiği o sıradan kurumlardan farklı olduğunu belirtmek isterim. Öyle ki, arada kalkıp siz bile ders anlatabilirsiniz. Abartmıyorum 😉

Gelmek İstemiyorum, Sarmadı

Gel bence.

Gelmek İstiyorum, Ne Yapmalıyım?

Organizasyon harıl harıl çalışıyor. Yönergeler gönderiyor. Takipte kalın. Detayları yakalayın. Gelen e-postaları ve eklerini okuyun. “Dikkatli” okuyun. Kampa katılım ücretsizdir.

Bolu’da Hayatta Kalmak

Size gönderilecek yönergelerin haricinde, aklınızda bulunması gerektiğini düşündüğüm birkaç önemli nokta var.

  • 2 binişlik kart 6 ₺’ydi. Boş kart alın, doldurun. 2,25 ₺ o da. Daha kârlı. Ama İstanbul’da İzmir’de bakkaldan ekmek ve otobüs kartı almaya alıştıysanız eğer, Bolu’da patlarsınız. Kime sorsam belediye binasına git diyor. Neyse. Boş kartlar kampüsteki otobüs duraklarında var. Bakiye yükleme cihazında yoksa saat 10:00 – 18:00 gibi bir zaman aralığında gişe oluyor orada yükleme için. Oradan alabilirsiniz.
  • Yurt ödemelerini kredi kartıyla yapın. ATM kovalamayın.
  • Gelmeden önce kendi adınıza bir banka hesabı açtırın. IBAN numaranız olsun elinizde. Yurt için yatıracağınız depozito oraya geri yatacak. “Adınıza” yatacak.
  • Spor yapacak arkadaşlarım. Beslenme yalan oluyor, söyleyeyim. Ama kampüste spor salonu ve yüzme havuzu var. 5-6 ₺ girişi. Dersliklerden oraya yürümek 15 – 20 dakika sürebiliyor. 15 gün spor yapmıyoruz. Beni sarmadı.
  • Ben 365 gün tişörtle gezen biri olarak uzun kollu hiçbir şey götürmedim. Pişman da olmadım. Zaten 12 saat falan kampüsteyim. Sonra otobüs. Sonra kapalı mekan. Yine de yedekli çıkın.
  • Şu 12 saate tekrar vurgu yapmak istiyorum. 12 saat ders süresi. Yolculuk ve afterparty eklendiğinde 14 – 15 saat o giydiklerinizle kalacaksınız. Rahat olun.
  • “Ben bi tişörtü 1 hafta giyiyorum” derken, o 1 haftanın günde 3 saatten 21 saat olduğunu hatırlayın. Sonra kampın 1 günü sizin 1 haftaya denk geliyor. Yanınızda yoksa eğer, A-101’den tek kullanımlık toz deterjan ve en ufağından yumuşatıcı işi çözer.
  • Merkez iyidir. Gidin arada. Canınızın çekebileceği birçok şeyi orada bulacaksınız. Yalnız bildiğin pahalı geldi bana her şey. Gurbette olduğum için olabilir.
  • Kampüsten 7 numaralı otobüs sizi merkeze atar. Valilik önü falan diyorlardı. İnin oralarda. Ya da daha temizi, nerede ineceğini bilen arkadaşlar edinin.
  • Kampüsten 15 numaralı otobüs sizi E-5 üzerinden götürür. “Cici Taksi” (gülme) denilen yerde inip yürüyerek merkeze ulaşabilirsiniz. Merkeze gitmek zorunda da değilsiniz. O civarda takılabilirsiniz.

Nelere Dikkat Etmeliyim?

Bu kamp her sene güçlüklerle düzenleniyor. Birçok sıkıntı çekiliyor. İnsanlar zamanlarını ve paralarını harcıyorlar. Kampın, eğitmenlerin, organizasyonun, öğrencilerin hakkını yemeyin. O yüzden lütfen şu aşağıdaki maddelere dikkat edin.

  • Yaka kartınızı takın.
  • Şehrin içinde gezerken yaka kartımın takılı olması hoşuma gidiyor. İnsanlar soruyor “abi bu nedir” diye. Açıklıyorum. Güzel bir şey. Öte yandan elinize birayı sigarayı alıp naralar atarak dolaşma düşünceniz varsa ya da gecenin sonu öyle görünüyorsa, çıkarın o kartı. Kart takılıysa, siz bütün kampı temsil ediyorsunuz. Ona göre davranın.
  • Yurt personeli, belediye personeli, üniversite personeli gibi, etkinliğin 3rd Party Tool’ları ile hiçbir şekilde münakaşaya girmeyin. Misafiriz biz. Bizi görünce “Amaaan geldi yine linukçular” demesinler. Aksine, herkese organizasyondan bahsedin ve gelmelerini teşvik edin.
  • Organizasyondan gelecek yönlendirmeleri en ince ayrıntısına kadar takip edin.

Sonuç Nedir?

  • Kamp ücretsiz. Tabii yeme, içme, barınma, giyinme falan para. Ancak 4 yıllık üniversitede harcadığım paranın kat kat azını harcayıp, orada öğrendiğimden kat kat fazlasını öğrendim.
  • GNU/Linux Sistem Yönetimi 1. Düzey kursunu aldım. Sistem yöneticisi falan olmadım. Ancak içimden bu yazıyı yazıp insanları kampa davet etmek geldi. Kafa yapısı değişti. Fikirler edinildi. Çevre edinildi. Sistemi her zaman yönetiriz. Önemli olan başka şeyler var bence.
  • Tertemiz insanlarla tanıştım. Harika arkadaşlar edindim.
  • Arkadaşlarımı şimdiden özledim.

Bir de kampın ufak arkadaşı var. Akademik Bilişim. O da bu sene Karabük’te olacak. Akademik Bilişim 2018’e gelin. Ufak bir kamp tecrübesi yaşamış olursunuz.

Çocuklarımızın Gözünden Teknolojinin Eksikleri

Geçtiğimiz haftalarda 1. ve 2. sınıfa giden öğrencilerden oluşan yaklaşık 150 öğrenciyle ufak bir çalışma yaptım. Sonuçları beni de çok şaşırttı.

İlk olarak öğrencilerime birer boş kağıt verdim. “Kendi istedikleri bir teknolojik alet” tasarlamalarını istedim. Başka kağıt haklarının olmadığını vurguladım. İyice düşünmelerini, detayları görmelerini ve sonra diledikleri kalemi, boyayı alarak tasarımlarını kağıda dökmelerini istedim.

Tasarımları dersin sonunda topladım. Bir hafta sonra tekrar dağıttım ve sunumunu yapmalarını istedim. Aşağıda, bu süreçteki gözlemlerimi paylaştım.

Öğrenci İzlenimlerim

  • “Aklıma bir şey gelmiyor, yapmak istemiyorum.” diyen neredeyse hiç kimse yoktu. Herkes hayalini kurduğu ürünün açlığını çekiyor olacak ki, hemen kağıda dökmek istedi.
  • Eşyalarını paylaşmak istemeyenlerin sayısı azaldı. Bunun sebebinin; yaptıkları işe, kullandıkları gereçlerden daha fazla önem vermeleri olabileceğini düşündüm.
  • “Çok sessiz, derse katılmıyor” dediğim öğrencilerin kendi tasarımlarını alıp arkadaşlarının önüne çıktıktan sonra hiç de sandığım gibi sessiz olmadıklarını gördüm. Anlatmaya değer bir şeyler arıyorlarmış demek ki.
  • Kimse kimsenin tasarımına kusur bulmadı. Herkes takdir gördü.

Ürün İzlenimlerim

  • Bu yaştaki öğrenciler, teknolojinin temel sorunlarını çoktan fark etmiş gibi görünüyorlar. Tasarımların çoğunda ortak olan birkaç özelliği sıralayayım: Bitmeyen pil (ya da çok uzun süre dayanabilen), sınırsız İnternet erişimi, yüksek hafıza, kullanım kolaylığı.
  • Robotik teknolojilere ciddi bir ilgi var. Herkes işleri kolaylaştırmak istiyor.
  • “Simple is the best” diye bağırıyor arkadaşlar. Her şey sisteme entegre. Tek dokunuşla alışveriş, müzik, sosyal medya gibi uygulamalar karşınıza çıkıyor. Arada farklı adımlar yok. Her şey tek birime bağlı. Bütün işletim sistemini tek bir şirket hesabına bağladığımız, birçok uygulamanın birbirini kopyaladığı şu günlerde böyle bir gelecek mümkün görünüyor.
  • Oyun konsolu yapan birkaç öğrenci oldu. Sanırım zihinleri biraz daha farklı çalışıyor. Herkes tablet ve telefona oyunlar doldururken onlar özel oyun cihazları yapmanın önemine odaklanmışlar.
  • Yenilenebilir enerji. Yok artık demiştim ama birçok öğrenciden geldi bu. “Bitmeyen pil” yapabilmek için Güneş enerjisinden faydalanıyorlar.

Sonuç

Çocuklarımız hiç de sandığımız gibi – olumlu ya da olumsuz hiç fark etmez – olmayabiliyor. Tek ihtiyaçları olan şey, “sandığımız gibi” olmaktan çıkıp “kendileri gibi” olabilecekleri ortamlar. Ancak böyle imkânlar sağlarsak içlerindeki gerçek cevhere ulaşabiliriz.

[VİDEO] Nasıl Hacker Olunur? – Fatih Arslan

Öğrencilerimden sık sık duyduğum sorular var:

Hocam bize hackerlık anlatır mısınız?

Hocam siz hacker mısınız?

Hocam bir yerleri hacklemeyi gösterecek misiniz?

Hepsine cevabım “hayır” oluyor. Gözden kaçırdıkları noktaları da tekrar vurgulamak istiyorum:

  1. “Hackerlık”; birinin sizi karşısına alıp anlatacağı, sizi sıfırdan uzman yapacağı bir iş değildir. Çünkü hiçbir hacker “Ben tekim ve en iyiyim.” demez. Her zaman daha iyisinin (kendi veya bir başkası) olabileceğinin bilincindedir.
  2. Ben “hacker” değilim. Öğretmenim. Bunu en iyi öğrencilerim biliyordur diye düşünüyordum ama anlaşılan yanılmışım.
  3. Bir yeri “hacklemek”, gereken şartları sağlamadığımız takdirde bir “bilişim suçu” değil miydi?

Yakın zamanda Akademik Bilişim 2017 etkinliğinde tanıştığım sevgili Uğur Arslan’ın Twitter hesabında bir video bağlantısı gördüm. Doğukan Güven Nomak adlı kanalda paylaşılmış. Mutlaka göz atın.

Neyse. Videoda, şu an Digital Ocean firmasında çalışan Fatih Arslan ile keyifli bir konuşma yapılıyor. Fatih Arslan bize kendinden bahsediyor. Bilişim sektörüyle tanışma hikayesini anlatıyor. Çevresindeki insanların bu yolda onu nasıl yardımcı olduğunu, dolayısıyla açık kaynak ve özgür yazılımın ne denli önemli kavramlar olduğunu vurguluyor.

Konuşmalarında beni etkileyen bir başka konu oldu. Tutku. “Gençlerimiz çalışmıyor.” diyor Fatih Arslan (Evet baya bir kırptım sözlerini ama ben de – kendim de dâhil olmak üzere – çalışmadığımızı düşünüyorum). Başarıyı kovalamakla ilgili güzel bir başarı öyküsü anlatıyor bize.

İzlemenizi tavsiye ederim. Bir de yazıyı hazırlarken dikkatimi çekti. Twitter ve GitHub üzerinden “fatih” nickini almayı başarmış, “siz yokken biz vardık” dercesine. Saygı duydum 🙂

[ETKİNLİK] Özgür Yazılım ve Linux Günleri – 2017

Özgür Yazılım ve Linux Günleri '17
Özgür Yazılım ve Linux Günleri ’17

Özgür yazılım ve Linux camiası bu yıl 8 – 9 Nisan tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde buluşuyor.

https://ozguryazilimgunleri.org.tr/2017/ adresinden etkinlikle ilgili detaylı bilgiyi alabilirsiniz.

Bilişim sektöründe saygı duyduğum birçok isim ve kurum bu etkinlikte olacak. Etkinliğe katılım ücretsiz. Kalan tüm masraflar ise size ait.

Herhangi bir sıkıntı olmazsa katılmayı düşünüyorum. Mutlaka tavsiye ederim.

[VİDEO] Türk Hamamlarında Suyun Kaldırma Kuvveti Neden Yok?

Arşimet hamama gitti, suyun kaldırma kuvvetini buldu.

Newton’ın başına elma düştü, yer çekimini buldu.

Mesut Özil dünyaca ünlü bir futbolcudur.

Emin Çapa soruyor: Marifet hamamdaysa, neden bizler suyun kaldırma kuvvetini bulmadık? Marifet elmadaysa, elmalar yalnızca İngiltere’de mi yere düşüyor. Almanlar 1 milyon Türk arasından harika futbolcular çıkarıyorsa, bizler 75 milyon Türk arasından neden bunu başaramıyoruz? (Elbette başarıyoruz ama 75 kat daha iyi değiliz.)

Türkiye de okuduğunu anlayamayan kaç öğrencimiz var? Türkiye ne kadar teknoloji üretiyor? Dünya nelerle uğraşıyor? Hiç düşündünüz mü?

Sizi konuşmayla baş başa bırakayım.